Giriş Sayfam Yap
(Temmuz-Ağustos-Eylül)
Dönemi Süt İhalesi Sonuçları
Köylerimizin Listesi
 
 
 
 

Son Süt İhale Sonuçlari

 
Gönen Belediyesi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Resmi Gazete


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SÜT İNEKLERİNİN BESLENMESİNDE TEMEL PRENSİPLER  
 
 

 

SÜT İNEKLERİNİN BESLENMESİNDE TEMEL PRENSİPLER
           

İsmail FİLYA1,       Önder CANBOLAT2

 

1Doç. Dr., Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bursa
2Öğr. Gör. Dr., Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bursa
           

            Giriş
Süt sığırcılığı diğer hayvancılık kollarında da olduğu gibi ekonomik ve sosyal açıdan büyük bir öneme sahiptir. Süt, özellikle büyüme çağındaki bireyler başta olmak üzere tüm insanların beslenmesinde önemli bir yer tutar. Dünyada üretilen sütün yaklaşık %90’ ı inek sütüdür. Bir süt ineği, bir laktasyonda (305 gün) kendi ağırlığının yaklaşık 15 katı kadar süt üreterek yaklaşık 30 insanı besleyebilir. Bunun yanı sıra süt inekleri herhangi bir şekilde değerlendirilmesi mümkün olmayan meraları, kaba yemleri, tarımsal ürün ve gıda sanayi atık ve artıklarını biyolojik yolla değerlendirerek süte dönüştürebilirler.  
Süt üretimi hayvanların genotipik özellikleri ile çevre fartörleri tarafından etkilenmektedir. En önemli çevre faktörü beslemedir. Hayvanlardan optimal düzeyde süt ve döl verimi elde edilmesinin en önemli koşulu, hayvanların yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmesine bağlıdır. Süt inekleri temel olarak canlı ağırlık, süt verimi ve sütteki yağ oranı dikkate alınarak belirlenen günlük besin maddeleri gereksinimi düzeyinde yemlenmelidirler. Süt veriminin normal seyretmesi hayvanların verimlerine göre beslenmelerine bağlıdır. Günlük besin maddeleri gereksinimleri tam olarak karşılanmayan hayvanlarda süt verimi düşeceği gibi ayrıca çeşitli metabolik hastalıklarda (ketozis, asidozis, süt humması, abomasum dönmesi vb.) ortaya çıkacaktır. Diğer yandan, hayvanların gereksinimlerinin üzerinde beslenmeleri de aşırı yağlanmalarına ve ekonomik kayıplara neden olur.
Süt ineklerinin beslenmesinde yapılan hataların süt veriminde düşüşe neden olacağı kesindir. Uzun süre yapılan besleme hataları sonradan düzeltilse bile, süt verimi yine de normale dönmeyebilir. Bu nedenle süt ineklerinin büyüme ve gelişme, gebelik, süt verimi ve kuruda kalma dönemlerinde kesinlikle doğru beslenmeleri gerekir.
Süt ineklerinin beslenmesinde üreticiler tarafından bilinmesi ve uygulanması gereken temel prensipler aşağıda özetlenmiştir.  

Süt İneklerinde Sindirim
Metin Kutusu: Şekil 1. Süt ineklerinde sindirim sistemi

 

 

Süt ineklerinin sindirim sistemi ağız, yemek borusu, mide (rumen, retikulum, omasum, abomasum) ince ve kalın bağırsaktan oluşur. Ergin bir sığırın sindirim organları anatomik olarak Şekil 1’ de verilmiştir. Süt ineklerinin sindirim organları anatomik ve fizyolojik olarak tek mideli hayvanlardan farklı bir özelliğe sahiptir. Bu farklılığa neden olan sindirim organı mide olup bu hayvanlarda mide, yapı ve fonksiyonları birbirinden farklı dört bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler sırasıyla rumen, retikulum, omasum (ön mide) ve abomasumdur. Süt ineklerinin mide dışında kalan sindirim organları ise tek midelilerle aynı anatomik ve fizyolojik işlevlere sahiptir.

Mide bölümlerinden rumen ve retikulum, mikrobiyal fermantasyonun gerçekleştiği büyük bir fermantasyon kabına benzer. Ergin bir sığırda rumen ve retikulum yaklaşık 180–225 lt hacmindedirler ve karın bölgesinin sol tarafını tamamen doldururlar. Rumen ön midenin en büyük bölümü olup, ön midenin %70-75’ ini kapsar. Aynı zamanda süt ineklerinin canlı ağırlıklarının yaklaşık %13’ ünü oluşturur. Rumen anaerobik (oksijensiz) bir ortamdır. Yemler burada belirli bir süre (10 güne kadar) depolanarak mikrobiyal fermantasyona uğrarlar. Rumen, retikulum ve omasum epitel dokularında salgı bezleri bulunmazken, abomasum midenin salgı yapan tek bölümüdür. Sığırların ve diğer ruminant hayvanların (koyun, keçi, manda vb.) sindirim organları, kaba yemlerin yapısında yer alan ham sellüloz ile protein olmayan nitrojenli bileşikleri (üre, biüret, amonyum sülfat vb.) tüketmeye adapte olmuştur. Ergin bir sığırın rumen ve retikulumun da 100–120 kg sindirim içeriği bulunur ve yemler burada rumen mikroorganizmaları (bakteri, protozoa ve mantarlar) tarafından yoğun bir şekilde anaerobik fermantasyon geçirirler. Rumende gerçekleşen fermantasyon ve rumen hareketleri ile kaba ve yoğun yemler 1–2 mm’ ye kadar parçalanarak

rumeni terk ederler. Rumeni terk eden besin maddeleri ve rumen mikroorganizmaları başta abomasum olmak üzere ince ve kalın bağırsaklarda kimyasal sindirime uğrarlar.  
Rumen mikroorganizmaları, yemlerin yapısında yer alan karbonhidrat, yağ ve proteinleri fermente ederek uçucu yağ asitlerine (UYA) dönüştürürler. Rumende UYA’ nin dağılımı yaklaşık olarak %65 asetik asit, %25 propiyonik asit ve %10 bütrik asit şeklindedir. Söz konusu UYA organizmada enerji kaynağı olarak kullanılırlar. Süt yağı ve süt şekeri sentezinde görev alırlar. Diğer yandan rumen mikroorganizmaları yemlerdeki protein ve protein olmayan nitrojenli bileşikleri değerlendirerek hem mikrobiyal protein üretirler hem de esansiyel amino asitleri sentezlerler. Ayrıca söz konusu mikroorganizmalar A, D ve E vitaminleri hariç, hayvanın gereksinim duyduğu tüm vitaminleri sentezleme özelliğine sahiptirler.  
Bu bilgilerden anlaşılacağı gibi süt ineklerinin beslenmesinde öncelikli konu hayvanların rumenlerinde yer alan mikroorganizmaların beslenmesidir. Hayvanların tüketmiş oldukları yemlerin miktarı ve özellikleri rumen mikroorganizmalarının besin maddeleri gereksinimlerini karşılayabilecek düzeyde olmalıdır. Aksi halde hayvanlarda sürekli besleme hataları, verim düşüklükleri ve metabolik hastalıklar görülecektir.   

Süt İneklerinin Beslenmesi
Süt ineklerinin besin maddeleri gereksinimleri canlı ağırlıklarına, verdikleri süt miktarına, sütteki yağ oranına ve laktasyonun dönemlerine göre farklılıklar gösterir. Örneğin bir inekten bir laktasyon döneminde alınan sütün yaklaşık %45’ i laktasyonun ilk 100 gününde, %30-35’ i ikinci 100 günde, %20-25’ i ise üçüncü 100 günde alınır.  Buradan da anlaşılacağı gibi süt ineklerinin verimleri laktasyon boyunca sabit olmayıp sürekli bir değişim içerisindedir. Bu nedenle süt inekleri gerek süt verdikleri laktasyonun çeşitli dönemlerinde gerekse kuruda kaldıkları dönemde farklı şekillerde beslenmelidirler. Süt ineklerinin beslenmesinde dört temel dönem üzerinde durulur (Şekil 2). Hayvanların besin maddeleri gereksinimlerinin birbirinden oldukça farklı olduğu bu dönemler sırasıyla şunlardır;
Erken laktasyon dönemi (birinci dönem): Buzağılamadan sonraki ilk 70 günlük dönemdir. Hayvan en yüksek süt verimine bu dönemde ulaşır.
Orta laktasyon dönemi (ikinci dönem): Laktasyonun 70-140 günlük dönemini kapsar. Bu dönemde süt verimi azalmaya başlar, hayvanın kuru madde tüketimi ise en yüksek düzeye ulaşır.

Geç laktasyon dönemi (üçüncü dönem): Laktasyonun 140-305 günlük dönemini kapsar. Süt üretiminde sürekli bir azalma görülür.
Kuru dönem (dördüncü dönem): Hayvanın kuruya ayrıldığı ve süt vermediği yaklaşık 60 günlük dönemi kapsar.


Şekil 2. Süt ineklerinde temel beslenme dönemleri ile süt verimi, yem tüketimi ve canlı ağırlık arası ilişkiler

 

 Laktasyon dönemi boyunca hem yavrunun gereksinimi olan sütü salgılamak hem de gelecek generasyonu oluşturacak üreme etkinliğini ortaya koymak amacıyla organizmada bir dizi metabolik ve fizyolojik değişiklikler meydana gelir. Buzağılamadan sonraki 45–70 günlük dönemde süt veriminde sürekli bir artış görülür ve hayvan en yüksek süt verimine (pik noktası) bu günler arasında ulaşır (Şekil 2). Ancak hayvan bu dönemde canlı ağırlığının yalnızca %2’ si kadar kuru madde tüketebilmektedir. Süt verimindeki hızlı artışa karşılık, kuru madde alımındaki yetersizlik sonucu hayvanda negatif enerji dengesi, diğer bir deyişle enerji yetersizliği görülür. Bu durumda hayvan süt verimi için gereksinim duyduğu enerjiyi kendi vücut yağlarını kullanarak giderir. Özellikle buzağılamadan sonraki ilk bir kaç haftalık dönemde hayvan bu amaç için 20-50 kg arasında vücut yağı kullanır. Bu da hayvanın vücut kondüsyonunda 1–1.5 puanlık bir kayba neden olur. Böylece buzağılama sonrası 3–3.5 puan olması gereken vücut kondüsyonu düşer. Hayvanların zayıf bir vücut kondüsyonu ile laktasyona başlamaları sonucu negatif enerji dengesinin yol açacağı doku kaybı nedeniyle vücut yağı rezervleri süt verimindeki artışı karşılayamayacağı için, hayvan doku yağlarını parçalayacak ve bu da başta ketozis olmak üzere çeşitli metabolik hastalıkları beraberinde getirecektir. Bu dönemde hayvanın hızla yükselen süt verimini karşılayabilmek için rasyondaki yoğun yem düzeyinin artırılması ise sindirim sistemini altüst ederek rumen pH’  sının düşmesine ve buna bağlı olarak ta asidozis ve laminitis (tırnak problemleri) başta olmak üzere pek çok sağlık probleminin ortaya çıkmasına neden olur. Bu sırada rumende asetik ve propiyonik asit üretimi azalırken, laktik asit üretimi artar. Rumen pH’ sının hızla düşmesi sonucu sellülolitik bakterilerin aktiviteleri azalır ve buna bağlı olarak sellüloz sindirimi düşer. Ancak amilolitik bakterilerin sayısında bir yükselme olduğu için nişasta sindiriminde bir miktar artış görülebilir (Şekil 3).

Şekil 3. Rumen pH’ sının UYA ve bakteri aktivitesi üzerine etkisi

Hayvanda meydan gelen vücut dokusu kaybı, verim için gerekli olan enerjinin dengelenmesi ile durmakta ve hayvanın vücudunda pozitif bir denge oluşmaktadır. Bu durum en yüksek süt verimine ulaşıldıktan 6-8 hafta sonra yani laktasyonun orta döneminde gerçekleşmektedir. Bu dönemde hayvanın kuru madde alımı en yüksek düzeye ulaşır ve hayvan canlı ağırlığının %3.5–4.5’ u kadar kuru madde tüketebilir. Ayrıca bu dönemde enerji dengesi ile döl verimi arasında sıkı bir ilişki söz konusudur. Negatif enerji dengesinin olgunlaşma sürecindeki yumurtanın kalitesi üzerine olumsuz bir etkisi vardır. Enerjice yetersiz beslenen ineklerde gizli kızgınlıklar veya kızgınlık döngüsündeki düzensizlikler çok sık karşılaşılan sorunlardır.

Erken laktasyon döneminde besleme
Süt verimi buzağılamadan sonraki ilk 70 günlük dönem içerisinde hızlı bir artış gösterir ve 4-10 hafta içerisinde pik noktasına ulaşır. İlk laktasyonundaki ineklerde pike ulaşma süresi 2. ve 3. laktasyonundaki ineklere göre daha uzundur. Bu dönemde hayvanlarda meydana gelen negatif enerji dengesini karşılayabilmek için rasyonun yoğun yem miktarında yapılacak ani artışlar, hayvanlarda iştahsızlık ve asidozis gibi sağlık sorunlara yol açar. Bu kritik dönemde, hayvana verilecek yoğun yem miktarının süt-yem dengesi oluşuncaya kadar kademeli olarak artırılması gerekir. Buzağılamadan sonraki 6–8 haftalık dönem içerisinde inek başına günlük olarak 500–700 g yoğun yem artırımı uygundur. Bu sırada hayvana bol miktarda kuru baklagil otu ve mısır silajı da verilebilir. Erken laktasyon döneminde tüketilen kaba yem miktarı kuru madde esasına göre hayvanın canlı ağırlığının en az %1.5’ u kadar olması gerekir. Ayrıca bu kritik dönemde hayvanın kaba ve yoğun yem tüketimi çok iyi gözlenmelidir. Hayvana sağım zamanının dışında sık aralıklarla, ancak az miktarlarda yoğun yem verilmesi hayvanın diğer stres faktörlerine maruz kalmasını önler. Bu dönemde yoğun yemin sindirim sistemi üzerinde yaratacağı olumsuz etkiyi önlemek amacıyla hayvanlara sodyum bikarbonat (NaHCO3), magnezyum oksit (MgO) vb. tampon özelliği olan mineral katkıların verilmesi oldukça önemlidir. Ayrıca, yüksek süt verimli ineklerde oluşan aşırı negatif enerji bilançosunu dengelemek amacıyla rasyonlara doymuş yağ katmakta da (%6-8) yarar vardır. Bu dönemde süt veriminin normal olmasına karşılık süt yağı oranının düşmesi rasyondaki kaba yem düzeyinin düşük, yoğun yem düzeyinin ise yüksek olduğunun bir göstergesidir. Bu durum özellikle peletlenmiş yoğun yem yedirilen hayvanlarda daha fazla görülür. Bununla birlikte, süt verimi ve sütteki protein oranının azalmasına karşılık, süt yağı oranında bir artışın meydana gelmesi ise rasyondaki kaba yem düzeyinin fazla oluşunun bir sonucudur. Bu dönemde özellikle büyümenin halen devam ettiği birinci laktasyondaki ineklere toplam gereksinimlerinin %20’ si, ikinci laktasyondakilere ise %10’ u kadar daha fazla besin maddesi verilmesi gerekir.
Laktasyonun ilk döneminde hayvanlara verilecek kaba ve yoğun çok iyi dengelenmelidir. Gerekenden fazla yoğun yem verilmesi belirli bir noktaya kadar süt verimini artırır ancak süt yağını düşürür. Rasyon içerisinde yoğun yem miktarının %60 ve üzerine çıkması durumunda rumende sentezlenen UYA konsantrasyonunda artış görülür. Diğer yandan toplam UYA konsantrasyonu içerisinde de değişimler gözlenir ve propiyonik asit düzeyi artarken asetik asit düzeyi düşer. Bunun sonucunda da hem süt verimi hızla düşer hem de sütteki yağ oranı azalır (Şekil 4).
Metin Kutusu: Şekil 4. Kaba ve yoğun yem oranının   UYA, süt verimi ve süt yağı  üzerine etkisiLaktasyonun ilk döneminde görülen en önemli sorun, hayvanın en yüksek süt verimine bu dönem içerisinde ulaşmasına rağmen bu verimi karşılayabilecek düzeyde yem tüketememesidir. Bu dönemde hayvana yardımcı olacak önlemler alınmazsa hem verim düşüklüğü hem de beslenmeye bağlı çeşitli metabolik hastalıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu dönemde mutlaka iyi kaliteli kaba yem kullanılmalıdır. İyi kaliteli yonca ya da mısır silajı tercih edilmelidir. Hayvanlara verilen rasyonun mümkünse %40’ ı kaba yemlerden oluşmalı ve silaj dışında kalan kaba yemler en az 5 cm uzunlukta parçalanmış olmalıdır. Daha küçük boyutlardaki parçalama sellülozdan yararlanmayı azaltarak süt yağı oranını düşürür ve “düşük süt yağı sendromu” na neden olur. Bu dönemde verilen yoğun yemin yapısında %19–20 ham protein ve 2900 kcal/kg metabolik enerji bulunmalıdır. Yem tüketimini artırmak için yoğun yem günde olabildiğince fazla öğünde (4 öğün) verilmelidir. Günlük süt verimi iyi takip edilmeli ve verilecek yem miktarı buna göre ayarlanmalıdır. Pratikte, iyi kaliteli kaba yem (yonca kuru otu veya mısır silajı vb.) kullanılması durumunda 3 lt süt için 1 kg yoğun yem, düşük kaliteli kaba yem (saman vb.) kullanılması durumunda ise 2.5 lt süt için 1 kg süt yoğun yem verilmelidir. Kaba ve yoğun yemin karıştırılarak verilmesine özen gösterilmelidir. Diğer yandan, hayvanlara sürekli ve temiz içme suyu sağlanmalıdır.  
Yukarıda belirtilen noktalara dikkat edilmemesi durumunda çok sık olarak aşağıda belirtilen beslenme hastalıklarıyla karşılaşmak mümkündür.
Ketozis: Hastalığın temel nedeni besleme yetersizliğidir. Laktasyonun ilk döneminde yeteri kadar enerji alamayan ineklerde görülür. Buzağılama öncesi hayvanların aşırı yağlanmaları da ketozisi uyarır. Ketozis görülen hayvanlarda yem tüketimi ve süt verimi düşer, genel bir huzursuzluk ve sinirlilik hali görülür, hayvan dişlerini gıcırdatır, idrar ve dışkıda aseton kokusu hissedilir ve hayvan ölüme kadar gidebilir. Hastalığın ortaya çıkmaması ve/veya önlenebilmesi için yukarıda belirtilen besleme önlemlerine ek olarak hayvanlara glukoz içeren sıvı katkılar içirilebilir ya da damardan kalsiyum glukonat vb. yüksek enerjili bileşikler verilebilir.       
Asidozis:Buzağılama sonrasındahayvanlara birden bire ve fazla miktarda verilen yoğun yem asidozise neden olur. Bundan kaçınmak için yoğun yem hayvanlara günde 500–700 g artırılarak verilmelidir. Kaba yemin ham sellüloz içeriğinin düşük olması da asidozisin önemli nedenlerinden birisidir. Asidozis sırasında hayvanlarda sindirim bozuklukları, ishal, rumende şişkinlik, yem tüketimi ve süt veriminde düşme ve ayak hastalıkları görülebilir. Asidozisin önlenebilmesi için rasyonlarının mutlaka en az %16–17 düzeyinde ham sellüloz içermesi ve yoğun yemlerin hayvanlara kabaca kırılarak verilmesi gerekir. Hastalık anında ise hayvanlara karbonatlı bileşikler (sodyum bikarbonat vb.) içirilmesi gerekir.
Süt humması: Hastalığın temel nedeni buzağılama sonrasında kolostrum ve süt ile atılan kalsiyumun rasyonlarla karşılanamamasıdır. Bunun yanı sıra, buzağılama öncesi aşırı kalsiyum tüketimi de süt hummasına yol açabilir. Özellikle ikinci veya üçüncü laktasyonunu tamamlayan hayvanlarda daha sık görülür. Hastalık sırasında hayvanlar yere yatarlar ve kasılarak o halde kalırlar. Süt humması görülen hayvanlara damardan kalsiyum ve magnezyumlu serumlar verilmelidir.
Abomasum dönmesi: Hayvanlara verilen yetersiz miktardaki kaba yemin neden olduğu bir beslenme hastalığıdır. Rumenin yeterince dolmaması sonucu midenin abomasum kısmının dönmesi olayıdır. Hastalık genellikle yüksek süt verimli hayvanlarda görülür. Yaşlılık, hareketsizlik ve meraya çıkarılan hayvanlara başka kaba yem verilmemesi de hastalığın nedenleri arasındadır. Abomasum dönmesi görülen hayvanlarda iştah azalır ve süt verimi düşer. Hastalıktan korunmak için mutlaka hayvanlara yeterli düzeyde kaba yem verilmesi gerekir.

Orta laktasyon döneminde besleme
Buzağılamadan sonraki 70-140. günler arasındaki dönemi kapsar. Bu dönemde süt verimi azalma trendi içerisindedir. Hayvanın kuru madde alımı ise en üst düzeye ulaşmıştır. Bu nedenle hayvanın besin maddeleri gereksinimlerini karşılamak kolaydır. Ayrıca hayvanda pozitif bir enerji bilançosu görülmesi nedeniyle hem hayvanın canlı ağırlığı artmakta hem de vücut kondüsyonu iyileşmektedir. Laktasyonun bu döneminde kondüsyon olarak zayıf olan ineklere günde 2.5 kg kadar fazladan bir yoğun yem takviyesi yapılarak kondüsyonları iyileştirilebilir. Bununla birlikte, ilkine buzağılayan ineklerde yaklaşık aynı miktardaki ek yoğun yem ile hayvanların büyümeleri için gerekli olan besin maddeleri de karşılanabilir. Bu şekilde vücut kondüsyonu iyileşen zayıf inekler ile ilkine buzağılayan düvelerin kızgınlık gösterme ve döl tutmadaki sorunları da çözümlenmiş olur. Bu dönemde yapılacak besleme hataları zayıf ve ilkine buzağılayan ineklerin süt verimlerinde ani düşmelere ve döl tutma problemlerine neden olur.   
Bu dönemde süt veriminin azalmaya başlaması nedeniyle, kaba yem/yoğun yem oranı %50/50 olarak düzenlenmelidir. Hayvanların tükettiği rasyonun ham sellüloz düzeyinin %18 veya bir miktar üzerinde olması yeterlidir. Yoğun yem karmasının ham protein düzeyi %17–18, metabolik enerji düzeyi ise 2750 kcal/kg’ a düşürülmelidir. Bu dönemde aşırı kaliteli ve besleme değeri yüksek yemler kullanmaktan kaçınılmalıdır (örneğin soya küspesi, mısır dane yemi ve hayvansal kaynaklı yemler vb.). Bunun da nedeni bu dönemde hayvanların besin maddeleri gereksinimlerinin azalmasıdır. Diğer yandan bu dönem besleme açısından kolay bir dönem olup bu dönemde genellikle besleme hastalıkları görülmez.

Geç laktasyon döneminde besleme
Bu dönemde ineğin bakım ve idaresi oldukça kolaydır. Hayvan, vücut kondüsyonu 3.5-4 puan oluncaya kadar canlı ağırlık artışını sürdürür. Geç laktasyon döneminde ineklerin çoğu gebe kalır. Bu dönemde ilkine buzağılayan genç inekler büyüme seyirlerinin devam etmesi ve gebe olmaları nedeniyle, yüksek verimli inekler kadar besin maddesine gereksinim duyarlar. Genç ineklere süt verimleri için gereksinim duydukları yoğun yeme ilave olarak günlük yaklaşık 2–2.5 kg kadar daha yoğun yem verilmelidir. Geç laktasyon döneminde süt verimindeki düşüş aylık %8–10’ dur. Süt verimindeki bu düşüş trendi “persistensi” olarak adlandırılır. Bu trendin %10’ un üzerine çıkması hayvanlarda bir sağlık problemi olduğunun göstergesidir. Yine bu dönemde ineklerin yaklaşık %10’ ununda yağlanma görülebilir. Bu durumda hayvanlara verilen yoğun yem miktarı azaltılarak yağlanma önlenmelidir. Aksi halde söz konusu hayvanlar 5 puan gibi aşırı bir vücut kondüsyonu ile kuru döneme girerler. Kuru dönemde de gerçekleşecek olan canlı ağırlık artışı, karaciğerin yağlanması sonucu hayvanlarda iştahsızlık, buzağılama sonrası ketozis ve bağışıklık sisteminin bozulması gibi sağlık sorunlarını da beraberinde getirecektir. Diğer yandan, kuruya çıkacak yüksek verimli hayvanlarda mastitise karşı yem ve su kısıtlamasına gitmek ve süt verimini 15 lt’ nin altına çekmek zaten bir zorunluluktur. Hayvanları kuruya çıkarmadan 10 gün önce atlamalı sağıma (bir öğün sağmak-bir öğün sağmamak) geçmek de meme dokusunun kuru döneme hazırlanmasına yardımcı olur.
Geç laktasyon döneminde hayvanlara verilen yoğun yem miktarı azaltılmalıdır. Hayvanlara verilen toplam rasyonun %35-40’ ını yoğun yem ve kalan %60-65’ ini kaba yemler oluşturmalıdır. Bu dönemde aşırı yoğun yem kullanımı hayvanların yağlanmasına neden olarak başta güç doğum ve ketozis olmak üzere, süt veriminde düşmeye ve döl tutma sorunlarına yol açar. Hazırlanacak yoğun yem karması %15–16 ham protein ve 2600 kcal/kg metabolik enerji içermeli ve hayvanlara pratik olarak yaklaşık 3.5-4 lt süt verimi için 1 kg yoğun yem verilmelidir.
           
            Kuru dönemde besleme
            Bu dönem laktasyonu tamamlayan hayvanların hem doğuma hem de bir sonraki laktasyona hazırlanabilmeleri için kuruya alındıkları yaklaşık 60 günlük dönemi kapsar. Bu çok kritik ve önemli bir dönem olup kendi içerisinde ilk 45 günlük ve son 15 günlük dönem olarak ikiye ayrılabilir. Bu dönemde uygulanacak bilinçli bir besleme programı bir sonraki laktasyonu çok ciddi bir şekilde etkiler. Ayrıca bu dönem, buzağılama öncesinde ve sonrasında görülen metabolik hastalıkların oluşmasında da çok büyük rol oynamaktadır.
            Kuru dönemin ilk 45 günlük bölümünde hayvanlara iyi veya orta kaliteli kaba yem sağlanması durumunda hayvanlar buzağılamaya 15 gün kalana kadar başka bir yeme gereksinim duymazlar. Ancak özellikle yonca, korunga, fiğ gibi baklagil yem bitkilerinin bol miktarda verilmesi buzağılama sonrası süt hummasının oluşma riskini artırır. Bu nedenle vücut kondüsyonunun korunması amacıyla orta kalite kaba yemlere ek olarak hayvana günde 1.5–2.5 kg kadar yoğun yem vermek yararlı olur. Bu yem düşük protein (%12 ham protein) ve düşük enerji (2400 kcal/kg metabolik enerji) içeren bir yem olmalıdır. Bu dönemde kesinlikle fazla miktarda enerji verilmemeli ve hayvanın vücut kondüsyonu iyi gözlenerek yağlanmasına izin verilmemelidir. Aksi halde güç doğum, doğumdan sonra ketozis ve düşük süt yağı sendromu hayvanı bekleyen önemli sorunlardır. Kuru dönemde hayvanlara verilen kaba yemin düşük kaliteli (saman vb.) olması durumunda ise yoğun yem miktarının 4-5 kg’ a çıkarılması gerekir. Ancak kuru dönemde hayvanlara verilen yoğun yem miktarı hayvanların canlı ağırlıklarının %1.5’ unu geçmemelidir. Bu dönemde ineğin kalsiyum ve fosfor ihtiyacının da dengeli bir şekilde sağlanması çok önemlidir. Kurudaki ineklerin rasyonlarına %0.40 kalsiyum, %0.24 oranında fosfor katılması yeterlidir. Bu da günlük olarak hayvan başına 60-80 kalsiyum ve 30-40 g fosfor anlamına gelir. Bu miktarların üzerine kesinlikle çıkılmamalıdır aksi halde buzağılama sonrası süt humması görülmesi kaçınılmazdır. Kuru dönemde baklagil orijinli kaba yemlerin hayvan başına günde 1.5 kg kadar verilmesi yeterlidir. Diğer yandan, gebeliğin ilerlemiş olması nedeniyle hayvanın aşırı miktarda sulu ve hacimli yemler tüketmesi engellenmelidir. Bu dönemde hayvan başına günde en fazla 10 kg mısır veya buğdaygil silajı verilebilir. Günlük olarak verilen silaj miktarının hayvanın canlı ağırlığının %1-1.5’ u düzeyinde olması idealdir. Aşırı miktarlarda tüketilen sulu ve hacimli yemler hem hayvanları çok rahatsız ederler hem de yavru atmalara neden olabilirler.
            Kuru dönem içerisinde kalan ve buzağılama öncesindeki son 15 günü kapsayan “geçiş veya kapanış dönemi” olarak da bilinen bu dönemde hayvanların besin maddeleri gereksinimleri artış gösterir. Bu dönemde en az %14-15 protein içeren bir yoğun yeme geçilmesi gerekir. Bu yem süt yemi de olabilir. Her hayvana 100 kg canlı ağırlık için 1-1.5 kg yoğun yem verilmeli ve bu yem günde 500-700 g artırılarak yedirilmelidir. Bu şekilde hem meme dokusunun gelişimine yardımcı olunur hem de buzağılama sonrası sindirim sisteminin yeme karşı toleransı artırılmış olur. Bu dönemde hayvan başına günde 100 g doymuş yağ takviyesi de yapılabilir. Bunun yanı sıra, doğacak buzağı için rasyonlara amino asit ve vitamin takviyesi yapılması da yararlı olur. Diğer yandan, hayvanlara verilen kaba yemlerin 2.5-4.5 kg’ lık kısmının 5 cm’ nin üzerinde parçalanmış olması gereklidir. Bu dönemdeki hayvanlar diğer hayvanlardan ayrılmalı ve gebeliğin son 1–1.5 haftasında doğum bölmesine alınmalıdırlar.  

            Süt İneklerinde Düşük Süt Veriminin Nedenleri
            Süt ineklerinde yapılan çeşitli besleme hataları, beslenme ve enfeksiyöz hastalıklar, çevre koşullarındaki düzensizlikler ile sağım sırasındaki bazı yanlış uygulamalar gerek hayvan sağlığında gerekse süt verimde ve süt kalitesinde oldukça önemli sorunlara yol açarak büyük ekonomik kayıplara neden olurlar. Süt ineği yetiştiriciliği yapan işletmelerin söz konusu nedenlerden kaynaklanan ekonomik kayıplara uğramaması için aşağıda belirtilen noktaları sürekli göz önünde bulundurmaları gereklidir;

  1. Süt verimi besleme ile yakından ilişkili olup, süt ineklerinin gereksinimleri doğrultusunda beslenmesine özen gösterilmelidir. İneklerin yetersiz ve dengesiz beslenmesi sonucu kilo kaybı ve vücut kondüsyonunda düşme, ketozis, süt humması, karaciğer yağlanması, kemik erimesi, gizli ve düzensiz kızgınlığın yanı sıra döl tutmama problemleri çok sıklıkla görülür. Buna benzer sonuçlar hayvanların aşırı beslenmesinde de görülür ve aşırı besleme sonucu yağlanma, rumen asidozu ve alkolozu, abomasum dönmesi gibi sağlık sorunları görülür. Yetersiz ve aşırı besleme düşük süt verimi üzerinde en etkili iki çevre faktörüdür.  
  2. Buzağılamadan sonra görülen aşırı kondüsyon kaybı ayak hastalıklarından akciğer hastalıklarına kadar birçok hastalığa neden olur. Özellikle tek düze yemleme yapılan, diğer bir deyişle hayvanların verimlerine göre yemlenmediği işletmelerde aşırı kondüsyon kaybı sonucu hem sık sık ani verim düşüklükleri görülür hem de hayvanlar süt veriminde pik noktaya ulaşamazlar. 
  3. Yeterli miktar ve kalitede kaba yem tüketmeyen hayvanlar süt veriminde pik noktaya ulaşamazlar. Bu durum dikkate alınarak yüksek verimli süt sığırlarının canlı ağırlığının en az %1.5’ u kadar kaliteli kaba yem tüketmeleri sağlanmalıdır. Aksi halde süt veriminin yanı sıra sütteki yağ oranı da düşer.
  4. Süt ineklerine verilecek rasyonun herhangi bir besin maddesince dengesiz ya da yetersiz olması hayvanların süt veriminde pik noktaya ulaşmalarını engeller. Gerek pike ulaşamama gerekse pik döneminin kısa sürmesi bir laktasyonda alınan toplam süt miktarını düşürür.
  5. Süt verimi düşüklüğü üzerinde mastitis oldukça etkilidir. Sürüde laktasyon piki ortalaması düşükse ilk önce sürü mastitis bakımından gözden geçirilmeli ve sürüde mastitis testleri yapılmalıdır. Bütün sürüde yapılan mastitis testinde pozitif sonuç çıkan hayvan sayısı sürünün %10’ unu aşmamalıdır. Mastitis süt verimini düşürdüğü gibi laktasyon süresini de kısaltmakta ve yüksek tedavi giderleri de göz önüne alındığında işletmeyi %10–20 düzeyinde ekonomik kayba uğratmaktadır.
  6. Yoğun ve kaba yemlerin alıştırma dönemi uygulamaksızın aşırı miktarlarda yedirilmesi rumen ve sindirim işlevlerini bozarak süt veriminin düşmesine neden olur.
  7. Zehirli ve bazı yabani bitkiler ile tohumları, küflü yemler ve diğer zehirlenmeler yem tüketiminde hızlı ve ciddi bir azalmaya neden olurlar ki bu da süt verimini düşürür. 
  8. Yetersiz ve düşük kaliteli içme suları süt veriminin düşmesine yol açar.  
  9. Enfeksiyöz ve bulaşıcı hastalıklar süt veriminde ani düşüşlere neden olurlar. Bu bakımdan süt inekleri sürekli gözlem altında tutulmalıdırlar.
  10. Hayvanlara ahır içersinde ve serbest dolaşım alanlarında yeterli yer ayrılmaması süt verimini düşürür.
  11. Aşırı hava sıcaklığı ve yüksek nem oranı yem tüketimini ve dolayısıyla süt verimini baskı altına alır. Hava sıcaklığının aşırı düşmesi (-15 °C ve altı) ve hayvanların aşırı rüzgâra maruz kalması bir taraftan yem tüketimini artırırken diğer taraftan süt verimini düşürür.
  12. Sağım sistemindeki ve tekniğindeki bozukluklar laktasyon süresinin kısalmasına ve süt verim pikinin kısa sürmesine neden olur. Hayvanlar sağım ünitesine girdiğinde 0.5-2 dakika içerisinde sağıma başlanmalıdır. Sağım süresinin uzaması ve sağım yerinde hayvanların fazla beklemesi süt verim düşüklüğünün önemli nedenleri arasındadır. Ayrıca ayarsız sağım makineleri ile düzensiz (kısa veya uzun) sağımlar süt verim düşüklüğünün yanı sıra mastitise de zemin hazırlarlar.

Yukarıda belirtilenler süt veriminde düşüşlere neden olan temel unsurlar olup söz konusu unsurların sayısını daha da artırmak mümkündür. Ancak kesinlikle bilinmesi gereken süt ineklerinden genetik potansiyellerinin izin verdiği en yüksek düzeyde verim alınabilmesinin ilk şartı hayvanlarının her dönemdeki besin maddeleri gereksinimlerinin iyi bilinmesi ve dengeli rasyonlarla bu gereksinimlerin karşılanmasıdır. Aksi halde beklenen süt veriminin alınması mümkün değildir. Bu da gerek işletmeler gerekse yetiştiriciler için ekonomik kayıp demektir. Dolayısıyla yetiştiricilerin kârlı bir süt üretimi yapabilmeleri için süt ineklerinin beslenmesine büyük özen göstermeleri gerekmektedir.    

 
   

Telif hakkı © 2006 Gönen Süt Üreticileri Birliği Kullanım Şartları

Tasarım© Websomarket.com  Gizlilik Sözleşmesi  e-mail